hava sıkılmaya başlamıştı seni ilk
gördüğümde.
kar arifesiydi, yaprakların dökülmekten sıkılıp toplanıp ağlaştıkları mevsimlerdendi.
kahkül bırakmaya karar vermişti sokaklar.
zamansızdı gözlerinin, gözlerime
dokunuşu. zamansızlığındandı güzelliğin.
bulutlar mayalanıp uykuya dalmıştı,
yağmur olmak için. yağmur olup zamanı hızlı akıtmak için.
yağmur yağdığında zaman akıyordu
sokaklardan. sonra, sonra herşey
seni bana beni sana getirmek için var
gücüyle çalıştı.
hızlı aktı zaman. anneler televizyon dantellerinden vazgeçti, modernleşti.
çocuklar elma şekerlerinden vazgeçmediler ama
misket oynamıyorlardı mesela artık.
sen
şehir şehir büyütürken çocukluğunu,
ben bir şehre mıhlanmış bekliyordum artık
büyütmeden yokluğunu.
taso yoktu, misket yoktu artık.
belki de
sırf bu yüzden hiç bir kavuşma benzemeyecekti
bizim kavuşmalarımıza.
hava sıkılmaktan
hiç bu kadar sıkılmayacaktı ve biz
hava daha da sıkılsın diye gülecektik,
güldükçe, gülerek kavuşacaktık birbirimize.